Kureyş Sûresi’nin Tefsiri

ÂYETLERİN TEFSÎRİ

1-2. ÂYETLER:

لِا۪يلَافِ قُرَيْشٍۙ ﴿1﴾ ا۪يلَافِهِمْ رِحْلَةَ الشِّتَآءِ وَالصَّيْفِۚ ﴿2﴾

1-2. Kureyş’in güvenliği (sağlandığı) için, yani kış ve yaz seyahatleri onlara kolaylaştırıldığı için.”

Sûrenin bu ilk âyetlerinde Ebrehe ordusunun imha edilmesinin ikinci gerekçesi zikredilmektedir.

Kureyş’in Güvenliği

Bu âyetlerde Kureyş’in huzuru, yaz ve kış mevsimlerindeki ticari seyahat güvenliğinin sağlandığı hatırlatılmaktadır. Yüce Allah’ın Kureyş’e sunduğu nimetler elbette sadece Fil ordusundan kurtarılmalarıyla sınırlı değildir. Kâbe’nin orada bulunması ve kıble yapılması, Hz. Peygamber’in kendi içlerinden seçilmesi gibi hususlar da, Mekkelilere özel nimetler arasında sayılabilir. Pek çok nimetin bir anlamda özeti durumunda olan güvenliğin sağlanması nedeniyle, kendilerinden bir istekte bulunulacağı belirtilmekte, istek zikredilmeden gerekçesi hatırlatılarak muhtemel karşı çıkışların önü kesilmek istenmektedir. Bu yorumumuz, Kureyş sûresinin ilk kelimesinin Fîl sûresinin ilk âyeti veya son âyetiyle ilişkilendirilmesi seçeneğinin sonucudur.

“Güvenliği için” anlamına gelen لِا۪يلَافِ li îlâfi kelimesi değişik kelimelerle ilişkilendirilip farklı anlamlar elde edilebilir.

a) Bu kelime, Fîl sûresinin ilk âyetiyle ilişkili olabilir. Bu durumda anlam, “Rabbinin, Kureyş’in güvenliği, yani yaz ve kış seferlerinin güvenliği için Fil ordusuna neler yaptığını bir düşünsene” şeklinde olur.

b) Bu kelime, Fîl sûresinin son âyetiyle de ilişkili olabilir. Buna göre anlam, “Rabbin, onları (fil ordusunu), Kureyş’in güvenliği için, yani yaz ve kış seferlerinin güvenliği için yenmiş ekin yaprağına çevirdi” şeklini alır.

c) لِا۪يلَافِ li îlâfi kelimesinin başındaki lâm edatı, üçüncü âyetteki فَلْيَعْبُدُوا felya‘büdû “ibadet etsinler” emriyle de ilişkili olabilir. Bu durumda anlam, “Kureyş’in güvenliği sağlandığı -veya güvenliği için- şu Ev’in Rabbine ibadet etsinler” şeklini alır. Zımnen şu anlam kastedilmiş olur: “Başka nimetleri nedeniyle yapmıyorlarsa da, bari sadece bu nimeti için, Kâbe’nin sahibine, Rabbine ibadet etsinler.” Bu tercihe göre konu, Fil ordusuyla değil de, sağlanan diğer imkânlar, güvenlik veya huzurla ilişkilendirilmiş olur.

Âyetin başındaki lâm edatının bu ihtimallerin dışında bir de “taaccüb” anlamından söz edilmektedir ki, bu durumda da anlam şöyle olur: “Kureyş’in güvenliğine, yani yaz ve kış seyahatlerindeki güven ve huzuruna şaşın.”[1] Sûrenin ilk âyetleriyle ilgili farklı ihtimallerden ilkini tercih ettiğimizi ve yorumlarımızı bu temel üzerine inşa ettiğimizi belirtmek isteriz.

 

3-4. ÂYETLER:

فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ ﴿3﴾ اَلَّذ۪يٓ اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ ﴿4﴾

3-4. (O halde), kendilerini açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılan şu Ev’in Rabbine kulluk etsinler.”

Yüce Allah, bu âyetlerde Kureyş’e yönelik çeşitli nimetlerinin karşılığı olarak, Kendisine kulluk yapmalarını önce Kureyşten, sonra da ihsan ettiği nimetleri için bütün insanlardan istemektedir.

Kulluk Görevi

Âyetteki emir, öncelikle Mekkelilere, sonra bütün insanlığadır. Yaratılışın asıl gayesi, Kureyş özelinde bütün insanlığa hatırlatılmaktadır.

ı. Kâbe’nin Sahibi’ne Kulluk Gerekir

فَلْيَعْبُدُوا رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ “(O halde), şu Ev’in Rabbine kulluk etsinler.” Âyetteki لْيَعْبُدُوا li ya‘büdû emri “ibadet etsinler”, الْبَيْتِ el-beyt kelimesi ise “ev, mabed” demektir.

İlk iki âyette Mekkelilere hatırlatılan nimetler, daha öncesine ait Fil olayıyla ilişkilendirilmişti. Şimdi ise Yüce Allah, kendilerini bu sayede hem açlıktan koruduğunu, hem de korkudan emin kıldığını belirterek, bunun karşılığında O’na kulluk yapmalarını kendilerinden istemektedir. Mekke, güvenli kılınmış bir şehirdir.[2] Ayrıca Kâbe, bu güvenin asıl merkezi ve nedenidir.[3] Bu özel güven nedeniyle âyette ilk muhataplar dönemin Mekkelileri, yani Kureyşlilerdir.

Bu âyette özellikle رَبَّ هٰذَا الْبَيْتِۙ “Şu Beyt’in sahibi” denilmiş olması, bir taraftan Kâbe’nin kıymetini ortaya koyup, gerçekleşen kolaylıkların onun hatırına yapıldığı fikrini hatırlatmaktadır. Diğer taraftan da Allah’a nispet edilen hiçbir şeyin O’nun koruması dışında kalmadığını belirtmektedir.

Kâbe’nin sahibi olan Yüce Allah, mukaddes değerlerin de risâletin de dinin de vahyin de sahibidir. O halde bu dünyada O’nun değer verdiği şeyler uğrunda fedakârlık yapanların Allah’ın desteğinden mahrum bırakılmayacakları bir kez daha ortaya konulmaktadır. Kâbe, değerini sahibinden, yani Yüce Allah’tan almaktadır. O halde O’nun değer verdiği her şey değerlidir.

ıı. İnsanları Doyuran ve Güvende Kılan O’dur

اَلَّذ۪يٓ اَطْعَمَهُمْ مِنْ جُوعٍ وَاٰمَنَهُمْ مِنْ خَوْفٍ “(Allah) onları açlıktan doyuran ve her çeşit korkudan emin kılandır.” Âyetteki اَطْعَمَ at‘ame fiili “yedirmek, doyurmak”, جُوعٍ cû‘ kelimesi “açlık”, اٰمَنَ âmene fiili “güvende kılmak, güven vermek”, خَوْفٍ havf sözcüğü ise “korku” demektir.

Açlık ve korku, insanın bedenine ait duygulardır. Burada zikr-i cüz’ irade-i küll, yani “parça anılarak bütünün kastedilmesi” kuralından yararlanmak durumundayız. Buna göre, kastedilen anlamın bütün nimetler olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İnsanları maddî sıkıntılardan kurtaran Yüce Allah, Hz. Peygamber’i elçi olarak göndererek bu defa âhirete yatırım yapmalarını insanlardan istemekte ve bunu kazanmaları imkânını kendilerine sağlamaktadır.

Allah’a kulluk yapmanın sayılamayacak kadar gerekçesi vardır. Nitekim her şeyimizle O’na aidiz. Buna rağmen belli nimetlerin zikredilme gerekçesi, duyarsız insanlara, yakın tarihten hatırlatmalar yapılarak inkârlarının önüne geçilme isteğidir. Mekkelilere hatırlatılan olay ile diğer insanlara Yüce Allah’ın sunduğu sayısız imkân ve nimetlerin hangi biri diğerinden daha eksik veya fazla ki! “Nimet ne kadarsa, sorumluluk da o kadardır” prensibine göre, sunulanların adaletsiz olmadığı sonucuna da ulaşılmış olur.

 

 


[1]    Bu anlamlar için bk. Râzî, age., XXXII, 104-105.

[2]    Âyetler için bk. ‘Ankebût 29/67; Tîn 95/3.

[3]    Âyetler için bk. Bakara 2/125, 126; Âl-i İmrân 3/96-97.

(Visited 1823 times, 2 visits today)

Bunlara da bakınız...