Müddessir Sûresi'nin Tefsiri (54-56 Ayetler)

54. Asla, (durum düşündükleri gibi değil)! Muhakkak ki bu (Kur’ân), bir hatırlatmadır. 55. Dileyen kişi onu (düşünüp) öğüt alır. 56. (Kur’ân’ın öğüdünü tercih edenler,) zaten ancak Allah’ın dilediğini öğüt almış olurlar. Saygı duyulmaya lâyık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.”

Yüce Allah, sûrenin sonunda vahyin öğüt olduğu gerçeğini yeniden hatırlatarak, dileyen herkesin ondan yararlanabileceğini beyan etmektedir. Bu arada tercihini bu şekilde belirleyenlerin de ilâhî iradeye uygun bir tercih ortaya koymuş oldukları belirtilmektedir.

a) Vahyin Öğüt Oluşu ve Etki Alanı

Sûrenin 54-55. âyetlerinde, insan fıtratı ile vahyin uygunluğuna işaret edilmekte ve vahyi algılamada insan iradesinin önünde hiçbir engelin bulunmayacağı beyan edilmektedir.

ı. Kur’ân Bir Hatırlatmadır

كَلَّآ اِنَّهُ تَذْكِرَةٌۚ Asla, (durum düşündükleri gibi değil)! Muhakkak ki bu (Kur’ân), bir hatırlatmadır.” Âyetteki كَلَّا kellâ edatı “hayır, hayır, asla”, تَذْكِرَةٌ tezkira ise “hatırlatma, öğüt” demektir.

a) Bu cümlede yer alan اِنَّهُ innehû ifadesindeki هُ zamiri, sûrenin 24 ve 25. âyetlerindeki هٰذَآ hâzâ kelimelerinde de olduğu gibi, bütünüyle vahyi, yani ilâhî mesajı nitelendirmektedir. Bir sonraki âyette yer alan ذَكَرَهُۜ zekerahû fiilinin sonundaki zamirinin verdiği anlam da aynı şekilde vahyi, yani Kur’ân’ı ifade etmektedir.[1] Kur’ân’ın tezkira oluşu hakkında Müzzemmil 73/19’da bilgi verdiğimiz için burada aynı şeyleri tekrarlamak istemiyoruz.

b) Özel vahiy bekleyerek kendilerine ayrıcalıklı bir paye verilmesini isteyen, hatta dolaylı olarak her biri teker teker peygamber olma isteğini dillendiren Mekkeli inkârcı ileri gelenlere bu âyette esaslı bir cevap verilmektedir. Yüce Allah, onların söz konusu bu isteklerini hiçbir şekilde yerine getirmeyeceğini açıkça beyan etmektedir.

Özellikle 55. âyette dile getirilen, “dileyen herkesin Kur’ân’dan öğüt alabileceği” mesajı, ilâhî vahyin sadece ilk muhatabı olan peygamberleri değil, bütün insanlığı ilgilendirdiğini ortaya koymakta ve bunu ilan etmektedir. Yani Hz. Peygamber’e gönderilen ilâhî prensipler aynı zamanda inkârcı karşıtlara da indirilmiş demektir. Mesajlar gönderildiği ilk insan olan peygamberle sınırlı olmadığı için, kendilerine özel kitap isteyenler de o kitapların kendileriyle sınırlı olmayacağını bilmelidirler. Kur’ân, herkesi kapsayan bir çağrıdır; onun öğüt oluşundan herkes yararlanmalıdır. “Şahsa özel risalet” anlamında vahiy olmayacağı için, şahsa özel bir dinden de hiçbir şekilde söz edilemez.

Âyetlerin konu ilişkisini bu şekilde ortaya koyduktan sonra, şimdi de Kur’ân’ın öğüdünden kimlerin yararlanabileceği ile ilgili âyeti inceleyelim.

ıı. Dileyen Onun Öğüdünden Yararlanır

فَمَنْ شَآءَ ذَكَرَهُۜ “Dileyen kişi onu (düşünüp) öğüt alır.” Âyetteki شَآءَ şâe fiili “dilemek, istemek”, ذَكَرَ zekera fiili ise “hatırlamak, öğüt almak, öğüdünden yararlanmak” demektir.

a) Yüce Allah bu âyette vahyin belli kişilerle sınırlı olmadığını ve isteyen herkesin ondan yararlanabileceğini dile getirmektedir. Sûrenin 31. âyetinde de geniş bir şekilde ele aldığımız üzere, Yüce Allah insan iradesine gereken önemin verilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İnsan sorumlu bir varlık olduğuna göre, tercih hakkına da sahip olmalıdır. Yine bu sûrenin 37 ve 38. âyetlerinde ifade edildiği üzere kişiler, kendi tercihlerinin ve yaptıklarının karşılığında bir işleme muhatap kılınacaklardır.

‘Abese 80/11-12’de de benzer ifadeler yer almakta ve vahyin aydınlatıcı mesajlarından herkesin yararlanabileceği esası üzerinde durulmaktadır.[2]

b) İradesini kullanabilecek şekilde yaratılmış olan insanoğlu, tarih boyunca gönderilen vahiylere ve görevlendirilen peygamberlere inanmakla yükümlü tutulmuştur. İradesini hangi yönde şekillendirmişse o yolda bir işleme tâbi tutulacağı Kur’ân’da defalarca hatırlatıldığı için, artık hiç kimsenin bu noktada mazeret ileri sürmesi söz konusu olamaz.

Kur’ân’ın öğüdünden yararlanmanın aslında ne demek olduğu, İnsân 76/29’da şu şekilde beyan edilmektedir: “Şüphesiz ki bütün bunlar, (yani Kur’ân) bir hatırlatmadır. Artık, kim dilerse Rabbine bir yol tutar.” Bu konu Tekvîr 81/27-29’da ve Nebe’ 78/39’da da yer almaktadır.

Hidâyet ve dalâlet ile kulun iradesi meselesi hakkında geniş değerlendirmeyi İnsân 76/26-29’da yapacağımız için, burada detaya girmek istemiyoruz. Şu kadarını söyleyelim ki Kur’ân ilâhî mesajdan yararlanmak isteyen herkese sunulmuş bir imkândır ve bu imkândan dileyen herkes yararlanabilir, Rabbine giden yolu tutabilir, dahası tutmalıdır.

b) İlâhî İrade ve İnsanın Öğüt Alışı

Sûrenin son âyetinde, hemen öncesindeki 54 ve 55. âyetlerde dile getirilen “vahyin öğüdünden yararlanma”yı tercih edenlerin aslında ne yaptığı konusuna açıklık getirilmekte ve bu konu çok çarpıcı bir cümle ile ortaya konulmaktadır.

ı. Yüce Allah’ın Dilediğini Öğüt Almak Gerekir

وَمَا يَذْكُرُونَ اِلَّآ اَنْ يَشَآءَ اللّٰهُۜ “(Kur’ân’ın öğüdünü tercih edenler), zaten ancak Allah’ın dilediğini öğüt almış olurlar.” Âyetteki يَذْكُرُونَ yezkürûne fiili “hatırlamak, öğüt almak”,يَشَآءَ yeşâe fiili ise “dilemek” demektir.

a) Benzerleri İnsân 76/30 ve Tekvîr 81/29’da da yer alan bu ifade, “Allah dilemedikçe onlar öğüt alamazlar” şeklinde tercüme edilmekte ve genellikle hatalı sonuçlar çıkartılmasına neden olunmaktadır. Oysa âyetin vermek istediği mesajı öncesindeki âyetlerle birlikte anlamak durumundayız. Âyet, “Kur’ân’ın bir hatırlatma” olduğunu beyan eden âyetlerden sonra gelmektedir. Dolayısıyla bu âyette sözü edilen öğüt alma işleminin öncesindekilerle yakın ilgisi olmalıdır. Söylenmek istenen şudur: Kur’ân’ın öğüdünden yararlanmayı tercih edenler, zaten Yüce Allah’ın dilediği esasları öğüt almış olacaklardır. Yüce Allah insanların hidayete ermelerini istediğine göre, alınan öğüt de O’nun istediği doğrultudadır.

b) Âyetteki مَا ve اِلَّا illâ edatlarının anlama katkısı, cümleyi vurgulu hale getirmek şeklindedir. Dolayısıyla bu cümledeki mesajın “Allah’ın dilediğini öğüt almak” olduğu anlaşılmaktadır. Peki, Allah’ın dilediği nedir?

Yüce Allah’ın, kulları için belirlediği sistem şu âyettedir: “Eğer nankörlük ederseniz, unutmayın ki Allah size asla muhtaç değildir ve kullarının nankörlüğünden hoşnut olmaz, buna razı değildir. Eğer şükredecek olursanız, işte O, sizin bu tavrınızdan hoşnut olur.”[3] Konuyla ilgili bütün âyetler bu âyet ışığında anlaşılmak zorundadır. Yüce Allah, kullarının hidayet üzere yaşamalarından razı olacaktır ve bu nedenle, öğüt olan Kur’ân’ı onlara göndermiştir. ‘Abese 80/11-12’de de ifade edildiği üzere, Kur’ân’ın öğüdünden yararlanmak isteyenler aslında Yüce Allah’ın onlardan istediği hidayeti dilemiş olacaklardır. Yüce Allah onlar için, istedikleri hidayeti yaratacak ve kendilerine ihsanda bulunacaktır.

İstikamet sahibi olmak isteyenler için Kur’ân’ın öğüt oluşunu ifade eden âyetin peşinden gelen Tekvîr 81/29’daki şu ifade çok ilginçtir: “Böylece zaten, âlemlerin Rabbi Allah’ın dilediğini dilemiş olursunuz.” İşte bu âyete göre, insanlardan bunu gerçekleştirenler aslında zaten Yüce Allah’ın dilediğini dilemiş olacaklardır. Yüce Allah, insanların hidayete ermelerini istemektedir. Kitaplar ve peygamberler göndermesinin nedeni de budur.

ıı. Saygı ve Mağfiret Makamı Yüce Allah’tır

هُوَ اَهْلُ التَّقْوٰى وَاَهْلُ الْمَغْفِرَةِ “Saygı duyulmaya lâyık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.” Âyetteki اَهْلُ التَّقْوٰى ehlü’t-takvâ tamlaması “saygı ve duyarlılığın sunulacağı zât”, اَهْلُ الْمَغْفِرَةِ ehlü’l-mağfira tamlaması ise “bağışlama makamındaki varlık” demektir.

Allah rızası dışında başka arayışlar ve adresler peşinde koşanlara Yüce Allah bu iki tamlama ile Kendisini tanıtmaktadır. Başka emeller peşinde koşanlar, yani mal, servet, makam, şöhret, hâsıl-ı kelâm sahte itibarlar için çalışanlar, elbette peşinden koştuklarının bir anlamda kulu ve kölesi olurlar. Onlara saygı gösterir, onlardan izzet ve itibar ister veya beklerler. Nisâ 4/139 ve Fâtır 35/10. âyetlere göre izzet ve itibar bütünüyle Yüce Allah’ın katındadır. O makamın dışında başka varlıklardan hiçbir şekilde izzet ve onur beklenmemelidir.

Sûrenin ikinci grup âyetinden itibaren kendisine zaman zaman göndermede bulunulan Velîd b. Muğîra gibi inkârcı insan tipi, bu son âyetle yeniden uyarılmaktadır. Bu doğrultuda, saygının da bağışlanmanın da tek adresinin bulunduğu herkese hatırlatılmaktadır; o adres Yüce Allah’tır, O’nun rızasıdır ve bağışlamasıdır.

Rabbimizden, bizi de sadece Kendisine saygı duyanlardan ve bağışladıklarından kılmasını en kalbî duygularımızla niyaz ediyoruz.

 

 

[1]   Zamirin bu konumu hakkında bkz. Taberî, age., XXIX, 171-172; Zemahşerî, age., IV, 643; Râzî, age., XXIX, 213.

[2]   Kur’ân, hidayet, öğüt, irade ilişkisi hakkında ayrıca bkz. Okuyan, Kısa Sûrelerin Tefsîri 2, s. 51-53; 315-317; 428-431.

[3]   Zümer 39/7.

(Visited 1073 times, 1 visits today)

Bunlara da bakınız...